İmam-i azam'in babasi ve elma

Reklamlari:



Indir 1.2 Mb.
Titleİmam-i azam'in babasi ve elma
Page77/84
Date conversion20.02.2013
Size1.2 Mb.
TypeBelgeleme
Sourcehttp://www.kutupedia.com/wp-content/uploads/2011/04/MUHTELİF-İBRETLİK-DİNİ-HİKAYELER.docx
1   ...   73   74   75   76   77   78   79   80   ...   84
EVLADIN BABA ÜZERİNDEKİ HAKLARI

Bir adamın oğlu, babasına itaat etmiyordu. Adam, belki Halife bir çaresini bulur diye oğlunu, Halife Ömer'in huzuruna getirdi. Çocuğa, babaya itaatin faziletlerinden bahseden Hazreti Ömer:

— Babana niçin itaat etmiyorsun? dedi. Çocuk, Hz. Ömer'i dikkatle dinledikten sonra:

— Ya Ömer! Babanın evlat üzerinde bu kadar hakkı var da, evladın baba üzerinde hiç mi hakkı yok, dedi.

Hazreti Ömer: -

— Olmaz olur mu? Babanın vazifeleri de vardır. Bunlardan bazıları şunlardır: Doğduğu zaman güzel bir isim koymak, dinini, diyanetini öğretmek, kitabullahı öğretmek, daha sonra, zamanı geldiğinde müslüman ve iffetli bir hanımla evlendirmek, diye saydılar.

Bunları dinleyen evlât:

— Ya Ömer sorar mısınız babama, bunlardan hangi birini bana yapmıştır, dedi.

Hazreti Ömer, çocuğun babasına dönüp:

— Bu vazifelerini yerine getirdin mi? diye sordu. Adam gayet mahcup bir vaziyette:

— Hayır ya Ömer, yerine getirmedim, deyince Halife çok hiddetlendi ve:

— Demek ki, oğlun sana değil, sen oğluna isyan etmişsin. Bir de gelmiş oğlum beni dinlemiyor, diyorsun. Defol karşımdan, diyerek adamı huzurundan kovdu.

* * *

«İLK MÜSLÜMAN ÖNCE GELSİN»

Bir bayram sabahı idi... Eshap, Halife Ömer'le bayramlaşmak için evine gelmeye başlamışlardı. Gelenlerin hayli kalabalık olduğunu gören Halife:

— İlk müslümanlar önde gelsin, ondan sonrakiler de sıraya girsinler, dedi.

Oradakiler, îman etmek bakımından sıraya dizilmişlerdi. Bunların arasında Ebû Süfyan da vardı. Son zamanlarda Müslüman olduğu için hayli geride idi. Bir müddet bekledikten sonra, beklemekten canı sıkılır gibi olmaya başladı. Kendi kendine: «Ne lüzumu var böyle sıra beklemenin» diyordu.

O'nun bu halini sezen Süheyl'Bin Amr Hazretleri:

— Ya Süfyan, İslama davet hepimize birden gelmişti. Fakat ilk zamanlarda İslâmiyeti kabul etmedik ve gördüğün gibi son sıralara düştük. Burada birkaç dakika beklemekten canın sıkılıyorda yarın Ahirette de böyle yapar ve en sona bırakılırsak halimiz ne olur! dedi.

Hazreti Amr'ın bu sözleri, Ebû Süfyan Hazretlerine de tesir etmişti... Her ikisi de hüngür hüngür ağlamaya başladılar.

Allah sona kalanlardan etmesin. Yarın ahirette sona kalmak, dünyada kuyruğa girmeye hiç de benzemez.

* * *

HZ. ÖMER'İN KABİR SUALİ

Hz. Ömer vefat ettiği zaman, bütün dinî muamelesi yapıldıktan sonra, her fani gibi onu da getirip kabre koydular. Vazifeli şahıs, telkinini de yapıp cemaat dağıldıktan sonra, Hz. Ali Kerremellahü veçhe, bakalım Ömer, sual meleklerine ne cevap verecek diye merak ederek, kabrin bir kenarına, kimse görmeden çömelmiş neticeyi beklemekte idi. Biraz sonra beklenen melekler gelip dünyadan gelen herkese sordukları soruları Ömer'e de sormaya başladılar.

Meleklerden biri:

— Rabbin kimdir? Nebin kim? diye sormaya başladı. Meleklerin bu sualleri karşısında hiddete gelen büyük halife, kendisi başladı:

— Siz kimsiniz, Buraya nereden ve niçin geldiniz- Sizin derdiniz ne de, beni gelir gelmez suale çekiyorsunuz? diye sormaya başlayınca melekler, onun diğer insanlar gibi olmadığını anladılar ve sorularına cevap vermeye başladılar:

— «Biz yedi kat semadan, buraya sana soru sormak için geldik. Bizi bu vazife ile Allah vazifelendirdi, biz münker ve nekir melekleriyiz ve herkese aynı soruları sormak bizim vazifemizdir» dediler.

Melekleri sonuna kadar dinleyen Hazreti Ömer, sorularına devam etti:

— Siz yedi kat semadan geldiğiniz halde, Allah'ı unutmadınız mı? diye sorunca, melekler, kendilerinin vazifelerinin Allah'a ibadet etmek olduğunu ve unutmadıklarını söylediler.

Melekler bu cevabı verince, Hazreti Ömer daha da kızdı ve şunları söyledi:

— Siz o kadar uzak yerden geldiğiniz halde Allah'ı unutmadınız da, ben iki karış toprağın altına girmekle mi Allah'ı unutacağım. Bir daha ümmeti Muhammed'e, böyle çirkin surette gelmeyeceksiniz ve böyle yakışıksız sualler sormayacaksınız. Bakın, şu anda sizi geri gönderiyorum, sakın bundan sonra söylediklerimi unutmayın.

Ömer-ül Faruk hazretlerinden bu nasihatleri dinleyen melekler, bir daha ümmeti Muhammed'e kötü surette gelmeyeceklerine ve onların memnun olması için ellerinden geleni yapacaklarına dair söz verip, daha fazla üstelemeden Allah'a ısmarladık, deyip çekip gittiler.

Meleklerle Hazreti Ömer arasındaki bu hadiseye şahit olan Allah'ın Arslanı, göz yaşlarını tutamaz ve:

— Ya Ömer! Hakikaten sen Ömer-i Adilsin. Hayatın da, mematın da, ümmete rahmet senin, der ve ağlayarak kabri terkeder.

* * *

«BABANI ÖLDÜREMEZSİN»

Baş münkirlerden Abdullah bin Ubeyd'in'oğlu, genç yaşta îman etmişti. Bir gün Resûlüllah'ın huzurunda otururken karşıdan babasının geçtiğini gördü. O anda Peygamber aleyhisselâm su içiyordu. Peygamberimizden elindeki suyun hepsini içmemesini diledi. «Ya Resûlallah! Şu karşıdan gelen babamdır. Sizin artığınızı ona vereceğim. Belki içer de îmana gelir» dedi.

Onun bu halishane dileğini Efendimiz kabul buyurmuştu.

Abdullah ibni Übey'in oğlu, su tasını alıp babasına götürdü ve:

— Babacığım bu Resûlüllah'ın artığıdır. Senden bunu içmeni rica ediyorum, deyince, onun küfrü bir misli daha ziyadeleşip: -

— Oğlum sana yazıklar olsun. Bana bunu getireceğine keşke ananın bevlini getirse idin daha iyi ederdin, dedi.

Babasından bu sözlerini duyan sahabî kılıcını çektiği gibi Resûlüllah'ın huzuruna çıktı:

— Ya Resûlüllah! Babam böyle böyle söyledi, müsaade ederseniz onun kellesini keseceğim, dedi.

Gencin sözlerini dinleyen Peygamber aleyhisselâm: «Ne de olsa senin babandır. Öldürmene müsaade edemem» buyurup sabretmesini ve hidayeti için dua etmesini tavsiye etti.

* * *

SALAVAT

Borcunu ödeyemeyen bir fakir, Ravza-i Mutahhare'ye gelip: «Ya Rabbi bana yardım et» diye yalvarırken uyuyakaldı. Rüyasında Hazreti Peygamberimizi görüp durumu arzetti.

Efendimiz: «Falan yere git, orada bir zengin var, ondan borcun kadar parayı iste. Sana 300 dirhemi verir. İnandırmak için de, her akşam bana 10 salavat getirmeden yatmazdı, dün unuttu.. Onu hatırlat da bu akşam getirsin» buyurdu.

Heyecanla uyanan adam, belki gördüğüm rüyada bir hayır vardır diyerek, zengin adamı araya araya buldu. Adamın evine vardığında onu, samanlıkta saman elerken gördü. Adam samanın içine beş kuruş düşürmüş onu bulmak için bütün samanı elekten geçiriyordu. Onun bu halini görünce, bu kadar cimri bir adamdan bir hayır gelmez ama, yine de ben vazifemi yapayım deyip, Resûlüllah'ın selâmını tebliğ etti:

— Resûlüllah'ın sana selâmı var. Salavat getirmeyi dün akşam unutmuşsun, bu akşam söylesin buyurdu. Ben ise borçlu bir kimseyim benim borcumu ödemeniz için Peygamberimiz beni sana gönderdi, dedi.

Adamın çok hoşuna gitmişti. Peygamber Efendimizden selâm gelmesi... Ne dedi, ne dedi diye adama üç defa tekrarlattı. Adam benimle alay mı ediyorsun? diyerek gerisin geriye döndü. Fakat zengin olan, hemen önünü kesmişti: «Ben senin ağzından Resûlüllah'ın selâmını daha fazla duymak için üç defa tekrarlattım. Her söylemene üçyüz dirhem veriyorum. Eğer daha fazla söyleseydin her biri için üçyüz dirhem verecektim» dedi ve adama 900 dirhem verip gönderdi.

* * *

SOHBETTE BAŞKA, DIŞARDA BAŞKA

Eshaptan Hanzâla (r.a.) Medine sokaklarından birinde, bağıra bağıra ağlayarak süratle gidiyordu. Ebu Bekir Sıddık (r.a.) rastladı.

O: «Seni ağlatan nedir ya Hanzala?» diye sordu. Hanzala: «Ben münafık oldum ya Eba Bekir! Ben ağlamayayım da kim ağlasın!» diye cevap verdi.

Hanzala'nın bu sözünden bir şey anlamayan Hazreti Ebu Bekir:

— Sen nasıl münafık olursun. Hangi sebepten dolayı münafık oldun? diye sordu.

O:

— Ya Ebu Bekir! Ben Resûlüllah'ın sohbetinde başka, sohbetten çıktıktan, aile efradımın içine karıştıktan sonra başka türlü oluyorum. Sohbette iken tamamen dünyadan ayrıldığım halde, evimde iken aynı durum olmuyor. Bu münafıklık değil de nedir. İçerde başka, dışarda başka! dedi.

Hazreti Ebu Bekir:

— Ya Hanzala, ben de aynı durumdayım. Yürü bunu Resûlüllah'a söyleyelim, dedi.

Beraber Efendimizin huzuruna vardılar. Orada bâzı eshap da vardı. Peygamberimizin huzuruna vardıklarında hâlâ ağlıyorlardı. Peygamber aleyhisselâm niçin ağladıklarını sordu. Onlar durumlarını anlatıp münafık olma korkusundan ağladıklarını söylediler.

Bu hadise üzerine Peygamber Efendimiz, şöyle buyurdular:

— Siz benim huzurumda olduğunuz hal üzere daim olsanız, yolda yürürken melekler, sizinle müsafaha yaparlardı, onlarla açık açık konuşurdunuz. Bu hal devamlı olamaz ya Hanzala! Bazan böyle, bazan öyle, buyurarak münafık olmadıklarını izah buyurdu, Hanzala ve diğer eshap da sevindiler.

* * *

İBRAHİM EDHEM'İN BİNEKLERİ

İbrahim Edhem Hazretleri, yaya olarak hacca gitmek üzere yola çıkmıştı. Bir müddet gittikten sonra, arkadan bir atlı yetişti. Adam, ıssız çöllerde yalnız başına yola giden ihtiyarın kim olduğunu bilmiyordu. «Nereye böyle ey ihtiyar?» diye seslendi. İbrahim Edhem:

— Hacca gidiyorum! dedi. Adam:

— Yanına ne bir binecek ne bir yiyecek almışsın, kaç senede varacaksın böyle, dedi.

İbrahim Edhem:

— Sen yoluna devam et evlât. Benim bir değil hem de birkaç tane bineğim var, deyince, adam şaşkın şaşkın:

— Ne bineceğinden bahsediyorsun. Baksana yaya olarak yoluna devam ediyorsun, dedi.

Adam, bir türlü o büyük velînin ne demek istediğini anlamıyordu.

İbrahim Edhem Hazretleri: «Benim bineklerimi merak ediyorsun. Bana belâ isabet etse, sabır benim bineğimdir, bir nimet isabet etse bineğim şükür atı olur. Bir kaza isabet etse, rıza atına binerim. Eğer nefsim beni aldatmak isterse, bilirim ki, geçen ömrüm kalanından daha çoktur. Nefsimin isteğinden vazgeçerim. Bunlardan daha iyi bir emniyet olur mu ey yolcu!?» deyince adam, karşısındakinin kim olduğunu anladı:

— Meğer, asıl yaya olan sen değil benmişim, Allah yardımcımız olsun, deyip yoluna devam etti.

* * *

İMAM-I BİRGİVİ VE HANIMI

Büyük İslâm alimlerinden Imam-ı Birgivî Hazretleri, ömrünün çoğunu ilim yolunda geçirdiği için, bir hayli yaşlandıktan sonra evlenmişti. Bu sebepten kendisi yaşlı olmakla beraber, hanımı daha genç ve çok da güzeldi.

O yıllarda Aydınoğullarının beylik merkezi de İmam-ı Birgivî hazretlerinin bulunduğu Birgi nahiyesi idi. Aydınoğullarının beylerinden biri, İmam'ın genç ve güzel hanımının ismini duymuş ve birçok yerde' onu beğendiğini söylemişti. Beyin kalben kendisine yakınlık beslediğini duyan Birgivî Hazretlerinin hanımı da, içten içe böyle bir evliliğin olmasına arzu duyuyor fakat kimseye sezdirmemeye de gayret ve dikkat ediyordu.

Manevî radarlarla hanımmın bu halini sezen Birgivî, bir gün helaya abdest bozmaya gittiği zaman, tuvaletteki su testisini kasten kırıyor ve heladan ağlayarak çıkıyor. Hocanın ağlayarak heladan geldiğini gören hanımı: «Hoca hazretleri niye ağlıyorsun?» diye soruyor.

O, tuvalette kullandığı testinin kırıldığını ve onun için ağladığını söylüyor.

Hanımı:

— Hoca efendi bu da ağlanacak şey mi? O kırıldı ise yenisini alırız! dediğinde İmam-ı Birgivî: -

— Ben testinin kırıldığına ağlamıyorum. Beni ağlatan asıl şey, bu zamana kadar avret yerimi hep o testi görürdü. Şimdi o kırılmakla başkasını almak lâzım olacak ve o da benim mahremime muttali olacak. Ben işte bunun için ağlıyorum, diyor.

Hocanın sözlerindeki inceliği derhal anlayan ve kızım sana söylüyorum, gelinim sen dinle kabilinden, sözün kendisi ile alâkalı olduğunu farkeden hanım, hocanın, kalbindeki vesveseyi sezdiğinin farkına varıp derhal tevbe istiğfar ediyor ve niyetinden vazgeçiyor.

* * *

MÜNAFIĞIN HİLESİ

İçten münkir, dıştan müslüman olarak gözüken münafıklardan biri, Peygamberimizin azatlı kölesi ve evlâtlığı Zeyd bin Haris hazretlerine ortaklık teklifinde bulundu. O da onun hakiki müslüman olduğunu zan edip beraber ticaret yapmayı kabul etti. Para münafıktan olmak kaydiyle, beraber mal getirip satmak üzere anlaşıp Taif şehrine gitmek üzere yola çıktılar. Yolda münafık, Hazreti Zeyd'e:

— Yorulduk. Şu mağaraya girelim de bir müddet istirahat edelim, dedi. O da kalbinde hiçbir kötülük olmadığı için, bu teklifi kabul edip mağaraya girdiler.

Münafık, Hazreti Zeyd'e suikasd hazırlamıştı. Orada uyutup, elini ayağını bağladıktan sonra öldürecekti. Biraz sonra Zeyd uyudu, Münafık da plânını tatbike başladı. Zeyd'in ellerini ve ayaklarını sıkıca bağladıktan sonra, onu uykudan uyandırdı. Zeyd uyandı ki, elleri ve ayakları bağlanmış. Kendisini niçin bağladığını sordu.

O:

— Siz bundan birkaç sene evvel Muhammed'le Taif'e gitmiştiniz. Orada O'nu öldürmek istediler. Fakat sen kendini siper yaparak O'nun hayatını kurtardın. Ama şimdi ben seni öldüreceğim. Çünkü sen o zaman Muhammed'i kurtarmasaydın, bugün aramıza bu fitne girmiyecekti ve Arap milleti bu zamana kadar îman edegeldiği putlarına ibadet etmeye devam edeceklerdi, dedi ve hançerini çekip Zeyd'in üzerine yürüdü.

Hazreti Zeyd canından çok sevdiği Resûlüllah'tan ayrılacağını ve bir daha dünya gözüyle göremeyeceğini düşünerek çok üzülüyor ve göz yaşları ile, «Ya Rahman!» -diye nida ediyor. O anda gaipten bir ses:

— «Dokunma!»

Bu sesi duyan münafık, mağaranın ağzında kendilerini gören birisi olduğunu zannederek, dışarı çıkıp baktı ki, kimse yok. Her halde bana öyle gelmiştir. Kimse yokmuş diye düşünerek, tekrar içeri girip Zeyd'in üzerine yürüdüğünde, Zeyd yine: «Ya Rahman!» diye nida ediyor, O ses bu sefer daha gür bir şekilde: — «Dokunma!» diye bağırıyor.

Daha fazla heyecana kapılan münafık, tekrar dışarı çıkıp bakıyor ki, kimse yok. Allah Allah!.. Üçüncü defa öldürmek için hamle yaptığında bu sefer: «Dokunma!» nidası mağaranın ağzında duyuluyor. Heyecanla mağaranın dışına çıkan münafık, tam teçhizatlı bir adamla karşılaşıyor. Neye uğradığını şaşıran münafığın dili boğazına akıyor ve silahlı zat, münafığın kellesini sorgusuz sualsiz kesiyor.

Silâhlı zat, bu sefer içeri girip Hazreti Zeyd'in ellerini ayaklarını çözüp bir isteği olup olmadığını soruyor. Zeyd bin Haris, Ona:

— Sen kimsin,'nereden geliyorsun? Sesin birincide, çok uzaklardan geliyordu, ikincide ve üçüncüde daha yaklaştın ve beni kurtardın! dediğinde, O:

— Ben seni kurtarmak için vazifelendirilmiş bir meleğim. Sen birinci defa nida ettiğinde, ben yedinci kat semada idim. İkinci nida ettiğinde ikinci kat semada idim. Üçüncüde ise, mağaranın ağzına gelmiştim. Kafirin kellesini kesip canını cehenneme yollamakla, benim vazifem bitmiş oldu. Allaha ısmarladık, Muhammed'e selâm söyle, deyip ayrılıyor.

Zeyd, bu hadiseyi Peygamberimize ve eshaba anlattığı zaman, bütün müminler göz yaşlarını tutamayıp ağlaşıyor ve Allah'a şükürler ediyorlar.

* * *

70 HAC SEVABINA KÖPEĞİ SULADI

Beyazıd-ı Bestamî Hazretleri 70. haccını ifa ediyordu. Arafat'a çıktığı zaman, insanların bir kuyu başına toplanmış su alabilmek için uğraştıklarını gördü. Kendisi de kuyunun başına vardığında baktı ki, bir köpek susuzluktan bitap düşmüş, çaresiz bir halde solumakta. Beyazıd-ı Bestamî Hazretlerine bu köpeği sulaması için ilâhî bir ilham geldi. O da kuyunun başına varıp hacılardan köpeği kim sularsa 69 haccının sevabını vereceğini ilân edip, bir miktar su vermelerini istedi. Amma kimse O'nun bu teklifine iltifat etmiyordu. Bu sefer Beyazıd-ı Bestamî 70 haccının da sevabını vereceğini ilân edip biraz su vermelerini isteyince, hacıların içinden birisi zorlukla aldığı suyu verdi.

Beyâzıd-ı Bestamî Hazretleri, suyu köpeğin önüne koyup içmesini beklemeye başladığı bir anda; içinden: «Ben ne yaptım, hiç bir köpek için yetmiş hacc sevabı verilir mi?» diye geçirdi. Bütün içtiyakıyla suyu içmeye koşan köpek bu hal üzerine gerisin geriye dönüp suyu içmekten vazgeçti. Beyazıd-ı Bestamî Hazretleri anlamıştı hata ettiğini... Allah tarafından şu hitab-ı izzet geldi:

— «Ey kulum Beyazıd! Sen yetmiş hacc sevabı vererek, hayır yaptım sanıyorsun. Halbuki, görüyor musun senin hayrını köpek bile kabul etmedi.»

Beyazıd-ı Bestamî Hazretleri, Cenab-ı Allah'tan günahının affı için yalvarmaya ve göz yaşı dökmeye başladı. Kızgın kumların üzerinde perişan bir halde kalan Beyazıd'ın hatasını, Cenab-ı Allah affetti ve köpek de ondan sonra, ancak kendisi için konan suyu içip rahata kavuştu.

* * *

1   ...   73   74   75   76   77   78   79   80   ...   84

Reklamlari:

Similar:

İmam-i azam\İmam-ı Âzam Ebû Hanîfe'nin oğlu Hammad ve talebesinden Mukatil ile İsâm tarafından rivayet edilen

İmam-i azam\Büyük İslam alimlerinden ve evliyanın meşhurlarından. Künyesi Ebu Muhammed'dir. Muhyiddin, Gavsü'l-Azam, Kutb-i Rabbani, Sultan-ı Evliya, Kutb-u Azam gibi

İmam-i azam\On lira tuttu. Murat limonu unuttu. Eke Ali elma al. Ye elma ye

İmam-i azam\Elinize sundugumuz bu kitap; îmam-i Azam Ebû Hanife Hazret-' lerinin, mezhebine kaynak olarak aldigi hadislerin mecmuudur
«— Ameller niyetlerle ölçülür. Ve herkes niyetine göre [işinin) kar¬şılığını alır. Bu nedenle, Hicreti Aüah ve Resulüne olan kişinin-...

İmam-i azam\Elma armut franchise biLGİ paketi elma armut

İmam-i azam\Arapçılığa Karşı Akılcılığın Öncüsü İmami azâm ebu hanife- yaşar Nuri ÖZTÜRK

İmam-i azam\İmam hatip Mezunları ve Mensupları Derneği İmam Hatipliler Kurultayı düzenlemiş. 6 Aralık 2010 tarihli Yeni Akit Gazetesi olayı, Başbakan’ın “İHL’li

İmam-i azam\Ütü ile eti al Ümit iyi kat tut Elma ekşi mi Ali iki maşa eti yemiş Tay yemi yemiş İki kişi Mete ile alay etmiş İki iyi şişe al Muştan kına ile iyi elma almış

İmam-i azam\Adı-Soyadı : Sınıfı-No : 2008-2009 ÖĞretim yili karabük anadolu imam-hatip ve imam-hatip lisesi

İmam-i azam\İmam Hatip ve Anadolu İmam Hatip Liseleri için Sınıf Geçme, Sınavlar ve Ödüller

Sitenizde bu düğmeye yerleştirin:
Belgeleme


The database is protected by copyright ©trdocs.org 2012
mesaj göndermek
Belgeleme
Main page