Aba altından sopa göstermek: Üstü kapalı sözlerle korkutmak,gözdağı vermek,tehdit etmek

Reklamlari:



Indir 40.03 Kb.
TitleAba altından sopa göstermek: Üstü kapalı sözlerle korkutmak,gözdağı vermek,tehdit etmek
Date conversion10.04.2013
Size40.03 Kb.
TypeBelgeleme
Sourcehttp://www.fatihoeml.k12.tr/FileUpload/op368304/File/deyimler.doc

Deyimler

 

A


Aba altından sopa göstermek: Üstü kapalı sözlerle korkutmak,gözdağı vermek,tehdit etmek.
Abayı yakmak: Aşık olmak,sevdalanmak,birisine gönül vermek.
Abdala malum olmak: Bir olayın ya da işin olabileceğini önceden sezinlemek,tahmin etmek.
Abdestsiz yere basmamak: Dine ve dinin buyruklarına inceden inceye bağlı olmak.
Abesle uğraşmak/iştigal etmek: Boş,saçma bir işle uğraşmak,zamanı boşa geçirmek.
Abuk sabuk: Saçma sapan.ipe sapa gelmez,akla mantığa aykırı,anlamsız yersiz söz,hareket.
Abur cubur: Vücuda yararlı olup olmadığını düşünmeden,rastgele yenilen yiyecekler.Saçma sapan,olur olmaz,karmakarışık şeyler.
Acayibine/tuhafına gitmek/acayip bulmak: Bir durumu,nesneyi,bir şeyi yadırgamak,normal görmemek,uygunsuz bulmak.
Aceleye boğmak: Bir şeyi çabucak bitirmeye uğraşmak,doğruluğunu veya yanlışlığını görmemek,tam yapmamak.
Aceleye gelmek: Çabuk yapıldığı için gereken özenin gösterilmemiş olması.
Aceleye getirmek: Bir işi çabucak yaparak karşısındakini aldatmak.
Acemi çaylak: Deneyimsiz,beceriksiz,toy kimse.
Acı söz söylemek: İncitici biçimde konuşmak,kalp kırmak.
Acı duymak/çekmek: Üzülmek,kederlenmek.
Acı çığlık/feryat: Yüksek sesle,üzüntülü bir şekilde bağırmak,haykırmak.
Acı görmüş: Çok kötü günler geçirmiş,birçok felaketle karşılaşmış.
Acısı içine/yüreğine çökmek/işlemek/yüreğini delmek: Bir olayın ya da bir şeyin acısını,üzüntüsünü çok aşırı derecede duyup hissetmek.
Acısını bağrına basmak: Acıyı,üzüntüyü kabullenip,katlanmak.
Acısını çıkarmak: 1)Öç almak 2)Uğradığı zararı,sonradan yaptığı bir işle kapatmak.
Acısını unutturmak: Avutmak,teselli etmek,üzüntüsünü gidermek.
Aciz kalmak: Bir olay karşısında çaresiz olmak,bir şey yapamamak.
Aç açık: Evsiz barksız,sığınacak bir yeri olmayan,yoksul.
Aç gözlü: Kanaat etmeyen,azla yetinmeyen.
Aç susuz kalmak: Yiyecek içecek bulamayacak akdar yoksul olmak.
Açığa alınmak: İşine,görevine son verip çıkarmak.
Açığa vurmak/vermek: Gizli kalanı,sırrı meydana çıkarmak,açıklamak.
Açığını bulmak: Bir kimsenin yaptığı işteki hilesini,kusurunu,eksiğini yakalamak,ortaya çıkarmak.
Açığını kapatmak/örtmek: Birisinin yaptığı hile,kusur,eksiklik veya düzenbazlığı ortadan kaldırmak,düzeltmek.
Açık alınla: Şerefli tertemiz,dürüst,utanılacak bir durum bulunmayan,suçsuz olarak,onurla,kıvançla,başarılı olarak.
Açık gözlülük: Kurnazlık,başkasını düşünmeme,uyanıklık yapmak.
Açık kapı bırakmak: Bir konuda son sözü söylememek,ilişkiyi tamamen kesmemek,karşı tarafa şans tanımak,ılımlı davranmak.
Açık konuşmak: Gerçekleri çekinmeden,dürüstçe söylemek,hiçbir şey saklamadan olduğu gibi anlatmak.
Açık olmak/Açık sözlü olmak: Hiçbir şey gizlemeden dobra dobra konuşmak,içten,samimi davranmak.
Açık kapı bırakmamak: İşini tam yaparak eleştiriye fırsat vermemek.Bir konuda her türlü tedbiri alarak son sözü söylemek,karşı tarafa şans tanımamak.
Açık vermek: 1)Hesabı tutturamamak,gelirle gider arasında denge sağlayamayıp zarar etmek.2)Bir konuda başkalarının eleştirisine sebep olacak yanlış sözler söylemek,karşısındakilerin faydalanabileceği hatalar yapmak,tedbirsiz olmak.
Açık yürekli/kalpli: Düşündüklerini olduğu gibi gizlemeden,hiç kimseden korkmadan,çekinmeden söyleyen,özü sözü,içi dışı bir,temiz kişi.
Açıkta bırakmak/Açığa almak: İş ya da görev vermemek,evsiz barksız bırakmak.
Açıkta kalmak: İş ya da görev bulamamk,evsiz barksız kalmak.
Açlığı beynine/başına vurmak: Çok acıkmak,açlığından mantıklı düşünememek,sersem duruma düşmek.
Açlıktan nefesi kokmak: Yiyecek birşey bulamamak,çok yoksul olmak.
Açtı ağzını yumdu gözünü: Ağzına ne gelirse söyledi,sövüp saydı,kızarak çok ağır sözler söyledi.
Adamını bulmak: En kötüsünü,en işe yaramayanı bulmak.Ya da işi çok iyi bilen birisini bulmak.
Ad bırakmak: Sağlığında yapmış olduğu faydalı işlerden dolayı,öldükten sonra da anılmak.
Adak adamak: Bir dileğin yerine gelmesi için çeşitli vaadlerde bulunmak.
Adam/insan sarrafı olmak: İnsanların,iyi ya da kötü olduğunu seçebilmek,insanları iyi tanımak.
Adam etmek: 1)Bir kişiyi yetiştirip topluma yararlı hale getirmek,terbiye etmek.2)Bir şeyi düzeltip,onararak işe yarar duruma getirmek.
Adam içine çıkamamak: İşlediği bir suç ya da hatasından dolayı insanlar arasına çıkmaktan utanmak.
Adam olmaya yüz tutmak: İyi bir insan olmaya başlamak,adam sırasına girmek/karışmak.
Adam olmak: Yetişip topluma yararlı duruma gelmek.
Adam akıllı: İyice düşünerek,taşınarak,tam kıvamında olarak.
Adet yerini bulsun: İstemeyerek,gösteriş olarak yapılmış şey,alışılagelmiş şey.
Adı dillere destan olmak: Ün kazanmak,çok iyi tanınmak,herkesçe konuşulmak.
Adı çıkmak: Kötü olarak bilinip,belli bir nitelikle tanınır olmak.
Afal afal bakmak: Şaşırmış olarak bakmak,şaşırmak.
Ağaç olmak: Uzun süre ayakta durmak,birisinin buluşmaya gecikmesi ya da gelmemesi yüzünden bekleyip durmak.
Ağdalı dil/söz: İçindeki yabancı kelimelerin çokluğundan anlaşılması güç olan konuşma.
Ağır almak: Ciddiye almamak,savsaklamak,çabuk yapmamak,ihmalkar davranmak.


B


Baba adam: Hoşgörülü ve olgun davranan,yardımsever insan.
Bağrına basmak: Sevgiyle okşamak,şefkatle ve merhametle birine yardım etmek.
Bağrını delmek: Üzüntü içinde olmak ve çok dertlenip kederlenmek.
Bağrı yanık: Çok çile ve kahır çekmiş,sevdalı.
Bahtı kara: Şansı kötü olan.
Baltayı taşa vurmak: 1)Yanlışlıkla ve istemeyerek birine karşı kötü söz söylemek,kırıcı olmak,hatalı davranmak.2)Kendi hatasını,eksiğini yanlışlıkla ortaya çıkarmak.
Bam teline basmak: Birisine hoşlanmadığı şeyleri hatırlatmak veya unutmaya yüz tutmuş dertlerini deşelemek.
Bana mısın dememek: İşinin,durumunun değişip kötüye gitmesine,bozulmasına aldırış etmemek,veya bu kötü gidişten etkilenmemek.
Barut fıçısı: Kızgın ve öfkeli olmak,sinirli davranmak.

C


Cana can katmak: Yaşam sevincini,mutluluğunu arttırmak.
Cana minnet bilmek: Varolanları ve bulunduğu durumu çok istediği,beklediği şeylerden saymak,bunlara şükretmek.
Cana yakın: Kendini sevdiren,sevimli,sokulgan.
Can evinden vurmak: Öldürecek biçimde vurmak,insanın en duyarlı olduğu yana saldırmak.
Canı çekmek: Elinde olmadan bir şeye istek duymak.
Canı gitmek: Beğendiği,çok sevdiği bir şeye zarar gelecek diye kaygılanmak,çok üzülmek.
Canına okumak: 1)İyi bir şeyi kötü duruma getirmek.2)Bir kimseyi büyük bir yıkıma uğratmak.
Canına tak etmek: Bıkmak,usanmak,dayanamamak.
Canından bezmek: Sıkıntı ve eziyet yüzünden yaşamdan soğumak,hayattan usab-nmak,bıkmak.
Canını dişine takmak: Büyük dertleri,tehlikeleri göze almak.Bir işi başarmak için var gücüyle,büyük gayretle çalışmak.
Canını sokakta bulmamak: Sağlığının değerini bilerek olur olmaz şeyler için vücudunu yıpratmamak.
Canını yakmak: Birine acı verecek davranışta bulunmak.Birine zarar vermek.
Canı yanmak: Vücudun herhangi bir yeri kendine acı vermek,çok üzülmek,zarar etmek,kaybı olmak.
Can kulağıyla dinlemek: Özenle birşeyler öğrenmek amacı ve isteği ile dinlemek.
Canla başla: Olanca gücü ile,her türlü özveriye katlanarak.
Can pazarı: Herkesin canını kurtarma derdine düştüğü ölüm-kalım yeri.


D
Dağdan gelip bağdakini kovmak: Bir yere yeni gelenlerin, o yerde öteden beri yerleşmiş olanların yerini,işini alması.
Dağlar dayanmaz(bu acıya): Çok büyük ve derin,dayanılmaz bir dert,sıkıntıyla karşılaşmak.
Dağları devirmek: Çok zor,ağır işleri başarmak.
Dal budak salmak: Herhangi bir sorunun genişlemesi ve artması,akraba ve dost sayısının artması.
Dalga geçmek: Dinler ve yapar görünmek,alay edip küçümsemek.
Dallanıp budaklanmak: Bir işin genişleyip büyüyerek karmaşık bir durum alması.
Damarına basmak: Birisinin kızmasına neden olacak bir davranışta bulunmak.
Damarı tutmak: Birdenbire sert ve huysuz hali görülmek.
Damdan düşer gibi: Birdenbire ve yersiz,söylenen söz,davranış.
Dam üstünde saksağan vur beline kazmayman(kazmayı): Tutarsız saçma sapan şeyler için söylenir.
Dananın kuyruğu kopmak: Daha önceden zaman zaman süregelen anlaşmazlık sonucu büyük bir olayın çıkması.Bir işte sonuca ulaşmak,bir işi bitirmek.
Danışıklı döğüş: Aralarında anlaşmış oldukları halde bunu belli etmeden çevreden yardım ve destek almak.
Dar boğaz: Özellikle ekonomik ve siyasal sorunlarda karşılaşılan sıkıntılar ve zorluklar.
Darad kalmak: Para sıkıntısı çekmek,imkanlarının kısıtlı olması.
Defteri kapamak: Üzerinde çalıştığı bir işin olabileceğinden umudunu keserek o işle ilgilenmeyi bırakmak.
Demir atmak: Bir yerde sürekli kalmak.
Devede kulak: Büyük bir işin yanında çok küçük bir parça.
Deveye hendek atlatmak: Birine üstesinden gelemiyeceği bir görev vermek.
Diken üstünde olmak: Sürekli tedirginlik içinde bulunmak.
Dikiş tutturamamak: Bir görevde sürekli kalmayı başaramamak.

E


Eceline susamak: Ölümüne ya da öldürülmesine neden olabilecek davranışlarını ısrarla sürdürmek.
Ecel teri dökmek: Tehlikenin verdiği korku ile büyük bir bunalım geçirmek.
Eciş bücüş: Her yanı eğri büğrü,biçimsiz durumda.
Ekmeğine yağ sürmek: Bilmeden birinin yararına iş yapmak.
Ekmeğini taştan çıkarmak: Geçimini sağlamak için,en güç işlerde bile çalışıp,para kazanmak.
Ekmek kapısı: Ekmek parası kazanılan,geçim sağlanan yer,iş.
El altından(gizli gizli): Kimseye duyurmadan,haber vermeden gizli olarak.
El atmak: Birisinin işine karışmak,el koymak.
El ayak çekilmek: Ortada kimsenin kalmaması,özellikle gece herkesin evine çekilmesi.
El bebek gül bebek: Çok nazlı büyütülen ve özen gösterilen.
El çekmek: Sürdürmekte olduğu bir işten vazgeçmek,bırakmak.
Elden ayaktan düşmek: Hastalık,ileri yaşlılık nedeniyle yürüyemez,iş yapamaz durumda olmak.
Elden çıkarmak: Satmak.
Elden düşme: Kullanılmış.
Elden ele dolaşmak: Değer verildiği için bir çok kimse tarafından kullanılmak.
Elden geçirmek: Düzeltmek,onarmak.
Ele almak: Eleştirilerde bulunmak,bir konuyu çözüme kavuşturacak şekilde konuşup,tartışmak.
El ele vermek: Yardımlaşmak.
Eli açık: Cömert,esirgemeyen.
Eli ağır: İşini ağırdan alan,yavaş hareket eden.
Eli altında olmak: İstediği anda yararlanabileceği yerde olmak.

F


Faka basmak: Birinin tuzağına düşmek,aldatılmak.
Felekten bir gün çalmak: Gönlünce eğlenmek,gününü neşe içinde geçirmek.
Felsefe yapmak: Olayların neden ve sonuçları üzerine kendine göre fikirleri abartılı bir biçimde söylemek.
Fikir yürütmek: Bir şeyin ne olduğu,ya da nasıl olması gerektiği üzerinde düşüncelerini söylemek.
Fol yok yumurta yok: Hiçbir belirti olmadığı halde varmış gibi davranıp,buna göre hareket etmek.
Foyası meydana (ipliği pazara)çıkmak: Birinin kötülüğü ya da kötü niyeti,bir olay nedeniyle ya da zamanla kendiliğinden anlaşılmak.
Fütur getirmemek: Umutsuzluğa kapılmamak,yılgınlık göstermemek,gayreti devam ettirmek.

G


Gam yememek: Kaygısız,tasasız olmak,üzülmemek.
Gazel okumak: Aldatıcı,oyalayıcı boş sözler söylemek.
Geceyi gündüzüne katmak: Ara vermeden sürekli çalışmak.
Geçim kapısı: Geçimi sağlayacak paranın kazanıldığı yer.
Gel zaman git zaman: Aradan uzun bir zaman geçtikten sonra.
Gemisini yürütmek: İşini ustaca,engelleri ortadan kaldırmasını bilerek yürütmek.
Gık dememek: Bir baskı ve uyarı karşısında ses çıkarmamak.
Gına gelmek: Bıkmak,usanmak.
Gırgıra almak: Şaka ile karışık alay etmek.
Göbeği çatlamak: Çok uğraşmak,zorlukları başarabilmek için çok çaba harcamak,aşırı derecede çalışmak.
Göğsü kabarmak: İftihar etmek,övünç duymak.
Göğüs geçirmek: Üzüntüyü derin derin soluk alarak belirtmek.
Göğüs germek: Zorluklara,sıkıntılara dayanmak.
Göklere çıkarmak: Aşırı övmek.
Gökte ararken yerde bulmak: Bulamayacağı sandığı şeyi ya da kişiyi kolayca bulmak.
Gökten zembille mi indi?: Çok saygıdeğer biri mi?Ona ayrıcalık tanınmasının sebebi nedir?.
Gölgede bırakmak: Öncekinden veya başka birisinden daha üstün bir duruma ulaşmak.
Gölge düşürmek: Bir şeyin değerini gözden düşürmeye çalışmak,değersizmiş gibi göstermeye çalışmak.
Gölge etmek: Yolunda giden bir işi aksatacak ya da bozacak hareketlerde bulunmak.

H


Haddini bilmek: Yeterli olduğu konular dışındaki işlere karışmamak.
Hakkı geçmek: Alacağının bir bölümü başka birine verilmiş olmak.Yapılan bir işte emeği,katkısı bulunmak.
Hakkından gelmek: Bir güçlüğü yenmek.Kötülük yapan birini gerektiği biçimde cezalandırmak.
Hakkını vermek: Emeğinin karşılığını vermek.Bir şeyin eksiksiz yapılması için ne gerekiyorsa yapmak.
Hakkını yemek: Emeğinin karşılığını vermemek,kendisine ayırmak.
Halden anlamak: Bir kimsenin durumuna göre davranmak.
Hallaç pamuğu gibi atmak: Toplu halde bulunan şeyleri düzensiz bir biçimde oraya buraya atmak, darmadağın etmek.
Hangi dağda kurt öldü?: Böyle beklenmedik ve güzel bir davranışda nerden aklına geldi?.
Hangi rüzgar attı: Geleceğini hiç ummuyordum,nasıl oldu da geldin.
Hangi taşı kaldırsan altından çıkar: Her işi bilir, yada bildiğini ileri sürer.Her işte emeği, katkısı var.
Hapı yutmak: İçinden çıkamayacağı kötü bir duruma düşmek.(Çaresizlik).
Haraca bağlamak(kesmek): Birine, zamanı, miktarı belli olan bir parayı vermeyi zora dayanarak akbul ettirmek.(Zorbalık).
Harcı olmak(birinin): Başarabileceği bir iş olmak.Birinin yeteneklerine bağlı,ona özgü bir davranış olmak.
Har vurup harman savurmak: Gelişi güzel para harcamak.(Savurganlık).
Hasret gitmek: Özlediğine kavuşamadan ölmek.
Hasret kalmak: Kavuşamamak.
Haşır neşir olmak: Hem kendi, hem başkalarının işleriyle sürekli uğraşır olmak.
Hatır gönül bilmemek(tanımamak): Değer verdiği, sevip saydığı birini bile kırma pahasına inandığı gibi davranmak.

K


Icığını cıcığını çıkartmak: Her yerini elden geçirip didik didik etmek.En küçük ayrıntılarını bile ele alıp değerlendirmeye, eleştirmeye çalışmak.
Iskartaya çıkarmak: Yararsız olduğu anlaşıldığı için bir kenara bırakmak.
Işık tutmak: Herhangi bir konuyu ya da sorunu aydınlatıcı düşünceler ileri sürmek.
İcabına bakmak: Gereğini yerine getirmek. Yok etmek, ortadan kaldırmak.
İç etmek: Başkasının malına sahip çıkıp ortadan kaldırmak, herkesten gizlemek.
İçi açılmak: Sıkıntısı geçmek, içi rahatlamak.
İçi almamak: Midesi bulanacakmış hissi içinde kalmak. Bir işi, sakıncaları olduğundan ya da hoşuna gitmediğinden yapmakta isteksiz davranmak.
İçi çekmek: Canı çok istemek.
İçi daralmak (içi sıkılmak),(Sıkıntı basmak): Sıkıntıya kapılmak, bunalıma düşmek.
İçi dışı bir: Olduğu gibi görünen, göründüğü gibi olan, her şeyi ortada, gizlisi saklısı olmayan.
İçi dışına çıkmak: Sürekli kusarak rahatsız olmak.Taşıtın taşlı ve inişli çıkışlı yoldan geçtiği sırada vücudu çok sarsılmak.
İçi geçmek: Çok uykusu geldiği için kendisinden geçip dalıvermek. Zayıf ve yaşlı insan, gücü çok azalmak.
İçi gitmek: Bir şeye kavuşmayı çok istemek.
İçi götürmemek: Acılı olaylara dayanamamak. Vicdanı kabul etmemek. Birini başarılarından, ya da iyilik ve güzelliğinden ötürü çekememek, kıskançlık duymak.
İçi içine sığmamak: Aşırı sevincin heyecanını yaşamak.
Kabak başına (başında) patlamak: Toplulukla ilgili bir olaydan bir kişi kayba uğramak, cezalanmış olmak. (Kötülük ona rastlamak).
Kabak çiçeği gibi açılmak: İçine kapanık biri, kısa sürede aşırı serbestlik gösterecek duruma gelmek.
Kabak tadı vermek: Bir konunun sık sık söz konusu edilmesinden bıkkınlık duymak.
Kabuğuna çekilmek: Çevre ile ilgisini keserek içine kapanmak, kendi halinde yaşamak.
Kaçın kur'ası: Çok deneyim geçirmiş, zeki ve kurnaz.
Kaçmaktan kovalamaya vakti olmamak: Çok önemli işlerle uğraştığından başka konularla ilgilenmemek.
Kadınlar hamamına dönmek: Her kafadan bir ses çıktığı için çok gürültülü bir ortam oluşmak.
Kafadan atmak: Rastgele, gelişigüzel konuşmak.
Kafa dengi: Her konuda birbiriyle kolayca anlaşabilen arkadaşlardan her biri (Uyuşma).
Kafa patlatmak: Bir konu üzerinde uzun süre düşünmek, kafa yormak.
Kafa tutmak: karşı gelmek.
Kafası kazan (gibi) olmak (Kafası şişmek): Sürekli gürültüden başında rahatsızlık hissetmek. Çok okumak ve düşünmekten zihni yorulmak.

L


Laf altında kalmamak: Kırıcı sözlere gereken etkinlikte ve sertlikte kerşılık vermek.
Laf (söz) aramızda: Konuştuklarımız ikimiz arasında gizli kalsın.
Laf atmak: Birisine tedirgin edici sözleri uzaktan söyleyip işittirmek.
Lafa tutmak: Gereksiz yere uzun konuşarak birini işinden alıkoymak.
Laf (söz) düşmemek: Kendisinin söz söylemesine gerek bulunmamak. Konuşan çok olduğu için kendisine sıra gelmemek.
Laf (söz) ebesi: Çok konuşan, söyleyecek şeyi çok olan.
Laf etmek: Bir olayı, bir davranışı dedikodu konusu yapmak.
Lafı (sözü) ağzına tıkamak: Konuşmakta olan birinin konuşması bitmeden, tepki göstererek kendi sözleriyle susturmak.
Lafı (sözü) ağzında gevelemek: Anlatacağı şeyleri bir türlü açık seçik söyleyememek.
Lafı ağzında kalmak: Konuşmasını bitirememek.
Lafı ağzından kaçırmak: Bir sırrı istemeden söyleyivermek.
Laf olsun diye: Ağzına geldiği gibi, belli bir amaca dayanmadan, bir şey söylemiş olmak için.
Laf (söz) diyecek yok: Her yönü ile eksiksiz, eleştirilecek bir yanı yok.
Lakırdı (laf) taşımak: Biri için söylenen kötü sözleri kendisine ulaştırmak (Dedikodu).
Lamı cimi yok: Kesinlikle yerine getirilmeli, tek çıkar yol bu.
Leb demeden leblebiyi anlamak: Konuşmasının daha başında ne diyeceğini anlamak.
Leke sürmek: Birine onur kırıcı bir suç yüklemek.
Lügat parçalamak: Süslü ve anlaşılmaz sözlerle konuşmak.

M


Madalyanın ters (öteki) yüzü: İyiye giden bir iş ya da durumun akılda tutulması gereken olumsuz yönü.
Mahalleyi ayağa kaldırmak: Gürültü ve patırtı çıkarıp konu komşuyu rahatsız etmek, telaşa düşürmek.
Mahkemede dayısı olmak: Kendi işiyle ilgili yerde bir koruyucusu bulunmak.
Makaraları koyuvermek (salıvermek): Kendinden geçercesine uzun kahkahalarla gülmek.
Makasa almak: Birini zor durumda bırakacak biçimde sıkıştırmak.
Mantar gibi yerden bitmek: Çok sayıda ve bir anda meydana çıkmak.
Masal okumak: İnandırıcılıktan uzak, avutucu sözler söylemek.
Maskeyi atmak (çıkarmak): Kendini çevresine iyi bir insan olarak tanıtan bir kimse, bu durumunu bırakarak kötü olan gerçek kimliğini ortaya koymak.
Maşası olmak (birinin): İsteklerine göre hareket eder duruma gelmek, kullanılmak.
Mat etmek: Karşısındakini cevap veremez duruma düşürmek, yenmek.
Maymun iştahlı: Beğeni ve sevgileri çok değişken, hiçbir işi tamamlayamayan.
Mekik dokumak: İki yer arasında sık aralıklarla gidip gelmek.
Merhabayı kesmek (biriyle): Dostluktan kesinlikle vazgeçmek.
Mesele çıkarmak: Hiçbir nedeni yokken bir anlaşmazlık çıkarıp rahatsız edici bir durum meydana getirmek.
Meteliğe kurşun atmak (sıkmak): Parasız kalmak.
Metelik vermemek: Önemsememek, değer vermemek.
Meydana atılmak: Bir konu ileri süürlmek. Bir işi sonuçlandırmak üzere kendini göstermek.
Meydanı boş bulmak: Ortada engel olabilecek kimse bulunmadığı için dilediği biçimde davranmak.
Meydan kalmamak: Bir işin, yapılmasına gerek ya da fırsat kalmamak.

N


Nabza göre şerbet vermek: Birinin sevgisini kazanmak için onun hoşlanacağı, beğeneceği davranışlarda bulunmak.
Nabzını yoklamak: Birinin ne düşündüğünü, nelere ilgi duyduğunu anlamaya çalışmak.
Naza çekmek (kendini): Kendisinden istenen şeyi yapacağı halde yapmak istemiyormuş gibi davranmak.
Nazı geçmek (birine): Her dileğini yaptıracak kadar birinin yanında saygınlığı olmak, hatırı sayılmak.
Nefes aldırmamak: Çok sıkı bir çalışma yaptırarak dinlenmesine fırsat vermemek.
Nefesi kesilmek: Ya çok yorgunluktan ya da heyecandan nefes alamaz duruma gelmek.
Nefes nefese: Koşarak geldiği için sık sık soluya soluya.
Nefes tüketmek: Bir şeyi anlata anlata çok yorulmak.
Ne günlere kaldık: Çok kötü günler yaşıyorum. Eskiden böyle değildi.
Ne hali varsa görsün: Hatalı yolda ilerleyip söz dinlemiyor. Kendi düşen ağlamaz. Ne isterse yapsın.
Ne idüğü belirsiz: Kendisi ve ailesi hakkında hiçbir bilgi yok.
Ne kokar ne bulaşır: İyilik yapma imkanı olduğu halde iyilik yapmayan, ama kötülüğü de dokunmayan.
Ne oldum delisi olmak: Beklemediği üstün bir imkana kavuştuğu için aşırı şımarmak.
Ne pahasına olursa olsun: Gelebilecek her türlü sıkıntı ve tehlikeyi göğüsleyerek, mutlaka.
Ne şiş yansın ne kebap: İki tarafında zarar görmeyeceği bir çözüm bulmak.
Nevri dönmek: Çok sinirlendiği halde, belli etmediği için yüzü sapsarı olmak.
Ne yardan geçer ne serden: İstediği şey için hem özveride bulunamıyor, hem de isteğinden vazgeçmiyor.
Neye uğradığını bilememek: Birdenbire karşılaştığı acılı bir durum nedeniyle donup kalmak.
Nuh der Peygamber demez: Düşüncelerinde sonuna kadar direnir, hiçbir etki ve zorlama ile değiştirmez.
Numara yapmak: Yalanı gerçekmiş gibi göstererek birini aldatmaya çalışmak.
Nutku tutulmak: Üzüntüden, heyecandan, korkudan hiçbir şey söyleyememek.

O


Ocağına düşmek (birinin): Yardımına gereksinme duyarak çok yalvarmak.
Ocağına incir dikmek: Birinin evini barkını yıkmak, ailesine kötü günler yaşatmak.
Ok yaydan çıkmak: Vazgeçilemeyecek, geri dönülemeyecek bir iş yapmak.
Oldu bittiye getirmek: Bir işi başka biçime sokulamayacak, değiştirilemeyecek durumda bitirmek

P


Pabucu dama atılmak: Daha iyisi bulunduğu için eskisinin rağbet görmemesi, unutulması.
Pabuç bırakmamak: Hiçbir şeyden çekinmeden yapacağını yapmak, korkmamak.
Papuç pahalı: Tehlikeli bir işe benziyor.


R


Rafa koymak (kaldırmak): Bir iş üzerinde çalışmaktan vazgeçmek.
Rast gelmek: Yolda karşılaşmak. Düşünmediği, aklında olmadığı halde kendisini bulmak (bir şey). İş, istediği gibi olmak.
Rayına oturmak: Bir işin istenilen şekilde devam ettirilmesi.

S


Saati saatine uymamak: Sık sık değişen durum olmak.
Sabahın köründe: Sabahın alaca karanlığında, erken saatte.
Sabır taşı: Çok sabırlı davranan, sıkıntılara katlanan.

T


Tabana kuvvet: Yürümek zorundayız.
Tabanları kaldırmak: Birdenbire koşmaya başlamak.
Tabanları yağlamak: Uzun süre yürümeye hazırlıklı olarak yola çıkmak.
Taban tabana zıt: Birbirinin tam tersi.

U


Ucu dokunmak: O işten zarar görmesine neden olmak, birine zarar vermek.
Ucunda bir şey olmak: İçinde açığa vurulmayan bir maksat bulunmak (Gizli maksat).
Ucu ucuna (gelmek): Gerektiği kadar olmak, fazla olmaması.

V


Vakitli vakitsiz: Canı istediği zaman, gelişi güzel zamanlarda.
Vaktini almak (yemek): Uzunca bir süre uğraştırmak, gereğinden fazla zaman harcanmış olmak.
Vaktini öldürmek: İş yapmadan, boşuna zaman geçirmek.
Varlık göstermek: Kendi gücüne ve yeteneğine göre bir iş yapmak.

Y


Yabana atmak: Önemsememek, üzerinde durmaya gerek duymamak.
Ya bu deveyi gütmeli, ya bu diyardan gitmeli: Ancak bu işi yaparsan burada kalabilirsin.
Ya devlet başa, ya kuzgun leşe: Giriştiğim iş sonunda ya büyük bir başarı kazanırım, ya da tümüyle herşeyimi kaybederim.


Z


Zaman öldürmek: Dilenerek ya da sohbet ederek vakit geçirmek, hiç iş yapmamak.
Zart zurt etmek: Bağırıp çağırarak kendini önemli bir kişi gibi göstermeye çalışmak.
Zar zor: İstemeye istemeye, güçlükle.
Zehir zemberek: İnsanın içine işleyen, onurunu yıkan çok acı söz

Add document to your blog or website
Reklamlari:

Similar:

Aba altından sopa göstermek: Üstü kapalı sözlerle korkutmak,gözdağı vermek,tehdit etmek icon1. " Aba altından sopa göstermek " deyiminin anlamı aşağıdakilerden hangisidir?

Aba altından sopa göstermek: Üstü kapalı sözlerle korkutmak,gözdağı vermek,tehdit etmek iconOba altından Sopa (Balyoz’dan Feyz Almak)

Aba altından sopa göstermek: Üstü kapalı sözlerle korkutmak,gözdağı vermek,tehdit etmek iconİttihat terakki muhalif olan kimseyi aralarında tartışıyorlar. Evvela uyarıyor, tehdit ediyor sonrasında silahla, takip ederek gözdağı veriyor daha sonra ortak

Aba altından sopa göstermek: Üstü kapalı sözlerle korkutmak,gözdağı vermek,tehdit etmek icon• "Çok az şey, bir insana sorumluluk vermek ve ona güvendiğinizi belli etmek kadar onun gelişmesine hizmet eder"(Booker t washington)

Aba altından sopa göstermek: Üstü kapalı sözlerle korkutmak,gözdağı vermek,tehdit etmek iconMutlak hükümet idaresi prensibine verilen ad. Halkın devlet idaresinde ne temsil etmek hakkı, ne oy vermek, ne de başka bir hakkı vardır

Aba altından sopa göstermek: Üstü kapalı sözlerle korkutmak,gözdağı vermek,tehdit etmek iconSabancı Vakfı, Türkiye’de toplumsal gelişmeye katkıda bulunanların öykülerini ve çalışmalarını gündeme getirerek, onları teşvik etmek ve topluma ilham vermek amacıyla başlattığı “Fark Yaratanlar” projesini hayata geçiriyor

Aba altından sopa göstermek: Üstü kapalı sözlerle korkutmak,gözdağı vermek,tehdit etmek iconSabancı Vakfı, Türkiye’de toplumsal gelişmeye katkıda bulunanların öykülerini ve çalışmalarını gündeme getirerek, onları teşvik etmek ve topluma ilham vermek amacıyla başlattığı “Fark Yaratanlar” projesini hayata geçiriyor

Aba altından sopa göstermek: Üstü kapalı sözlerle korkutmak,gözdağı vermek,tehdit etmek icon2 Akımın geçtiği elektrik devresine kapalı devre denir. Aşağıdakilerin hangileri kapalı devrenin özellikleridir?

Aba altından sopa göstermek: Üstü kapalı sözlerle korkutmak,gözdağı vermek,tehdit etmek iconGünlük yaşamda sağlığı tehdit eden maddeler Günlük hayatın vazgeçilmezlerinden olan, deodoranttan makyaj malzemelerine, bebek bezinden bilgisayara kadar ürünlerin içerdiği bazı kimyasal maddeler sağlığı tehdit edebiliyor

Aba altından sopa göstermek: Üstü kapalı sözlerle korkutmak,gözdağı vermek,tehdit etmek iconAv Gizem Tan İnternette “sopa” uygulamasi

Sitenizde bu düğmeye yerleştirin:
Belgeleme


The database is protected by copyright ©trdocs.org 2012
mesaj göndermek
Belgeleme
Main page