Sovyet sosyalist cumhuriyetler biRLİĞİ sonrasi tüRKİye ve orta asya türk cumhuriyetleri arasinda ekonomiK, Sİyasal ve küLTÜrel iLİŞKİler

Reklamlari:



Indir 192.71 Kb.
TitleSovyet sosyalist cumhuriyetler biRLİĞİ sonrasi tüRKİye ve orta asya türk cumhuriyetleri arasinda ekonomiK, Sİyasal ve küLTÜrel iLİŞKİler
Page1/5
Date conversion05.03.2013
Size192.71 Kb.
TypeBelgeleme
Sourcehttp://www.okanyuksel.com/dosyalar/SSCB Sonrası Türkiye ve Orta Asya Türk Cumhuriyetleri Atasınd
  1   2   3   4   5





SOVYET SOSYALİST CUMHURİYETLER BİRLİĞİ SONRASI TÜRKİYE VE ORTA ASYA TÜRK CUMHURİYETLERİ ARASINDA EKONOMİK, SİYASAL VE KÜLTÜREL İLİŞKİLER


O K A N Y Ü K S E L

www.okanyuksel.com

iletisim@okanyuksel.com


5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun telif haklarına ilişkin hükümlerine göre Okan Yüksel'in yazılı izni olmadıkça hiçbir kimse, yayıncı ve kuruluş, eserin tamamını veya bir kısmını yayınlayamaz, çoğaltamaz, alıntı yapamaz.





Tarihe dönüp, baktığımız zaman belirli bir olayın sonucu ya da sonuçlarının daha sonraki olayların nedeni ya da nedenleri arasında olduğunu gözlemliyoruz. Tarih, bu neden-sonuç silsilesi içerisinde dünden bugüne uzanıyor ve yarına dair ipuçları sunuyor.


Özellikle siyasi tarihe göz atacak olursak söz konusu neden-sonuç silsilesiyle birlikte sürekli bir değişimin varlığından söz edebiliriz. “Örneğin, zamanının en güçlü ülkesi olan Roma imparatorluğu yıkıldığında o günün dünyası gayet tabii ki yeni bir dünya düzenine geçmiştir. Doğu Roma’nın başkenti İstanbul’un Türkler tarafından alınmasıyla yeni bir dünya düzeninin kurulmadığını kim iddia edebilir?”1 Aynı şekilde Amerikan ve sonrasında gerçekleşen Fransız Devimi’nin dünya düzenini sarsıp değiştirmediğini, Osmanlı’nın da içinde olduğu dönemin imparatorluklarını sarsmadığını nasıl iddia edebiliriz? Ya da günümüzden bir örnek verecek olursak, Amerika Birleşik Devletleri’nde 11 Eylül 2001’de yaşanan terör olaylarının günümüz uluslararası siyasal sistemi değiştirmediğini nasıl söyleyebiliriz?


Uluslararası siyasal sistem yukarıdaki örneklerden de anlaşılabileceği üzere, sürekli ve hızla değişmekte. Tarih, bu değişimi doğru değerlendirip, gereğini yapan devletlerin güce ve refaha kavuştuğunu, diğerlerinin ise uluslararası sistemden silinip yok olduğunu yazıyor. Konumuz olan Türkiye Cumhuriyeti ve Türk dünyası arasındaki ekonomik, siyasi ve kültürel ilişkilerin değerlendirilmesi ve geliştirilmesi noktasında, bu çerçeve içerisinde kalacağız: V. İ. Lenin ve Joseph Stalin’in Ekim 1917’de kurulmasını sağladıkları dünya düzeninin, çok değil, altmış iki yıl sonrasında savaşsız, kansız ve pek tabii sürpriz bir şekilde sona ermesiyle oluşan yeni dünya düzeninin Türk dünyasına sunduğu avantajları ortaya koymaya ve bu değişimi bilimsel bir metodoloji izleyerek değerlendirmeye çalışacağız.


Çalışmamızda sırasıyla Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin dağılmasını, sonrasında oluşan yeni dünya düzenini ve bu yeni düzende Türkiye ile sisteme yeni birer aktör olarak dâhil olan Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan’ın ekonomik, siyasal ve kültürel ilişkilerini değerlendireceğiz.

I. SOVYET SOSYALİST CUMHURİYETLER BİRLİĞİ VE DAĞILMA SÜRECİ


Rus Çarlığı'nın 1917'deki Büyük Ekim Devrimi'yle yıkılmasından sonra aynı topraklar üzerinde kurulan ve 1991 yılına kadar varlığını koruyan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği, Avrupa'nın doğu kesimiyle, Asya'nın kuzey kesimi boyunca yayılmış, son yıllarında 22.403.000 km²'lik yüzölçümüyle dünyanın en büyük ülkesiydi. Nüfus bakımından da 293.047.571 kişiyle 3. sırada yer alıyordu.


Aynı zamanda dünyanın başlıca siyasî ve askerî güçlerinden biri olan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin, batısında Norveç, Finlandiya, Baltık Denizi, Polonya, Çekoslovakya, Macaristan ve Romanya, güneyinde Karadeniz, Türkiye, İran, Afganistan, Çin Halk Cumhuriyeti, Moğolistan ve Kuzey Kore yer alıyordu. Kuzey ve doğu sınırlarını ise Kuzey Buz Denizi ve Büyük Okyanus çiziyordu. Birliğin başkenti Moskova, para birimi ise Sovyet Rublesiydi.


1917 Ekim Devrimi, başka bir deyişle Bolşevik İhtilali ile kurulan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği, Soğuk savaş sürecinde Amerika Birleşik Devletleri'nin karşısındaki tek güç konumunda idi: öyle ki iki kutuplu dünya düzeninde Amerika Birleşik Devletleri’nin karşısındaki kutbun başında yer alıyordu. Fakat 1990’lara gelindiğinde Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği içerisinde oldukça ciddi boyutlarda siyasal ve ekonomik sorunlar baş göstermeye başladı. “Gorbaçov, 1990’da bir yanda çok ciddi ekonomik sorunlar, öte yanda Sovyet cumhuriyetlerinde etnik ve ulusçu huzursuzluklarla karşılaşmıştı. O kadar ki 1990’da ülke İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki en kötü yılını yaşıyordu”2 1985 yılında Mihail Gorbaçov'un iktidarı sırasında başlayan ve sorunların çözümüne yönelik olarak planlanan Glasnost (Rusça; açıklık) ve Perestroyka (Rusça, şeffaflık) politikaları ile başlayıp 6 yıl süren reformların ardından “Sovyetler Birliği, 18 Aralık 1991 tarihinde ‘Belovezhskaya Pushcha Antlaşması’ ile resmen dağılmıştır. Bu sürecin neticesine 15 yeni cumhuriyet, Türkiye’nin yakın çevresinde uluslararası sistemin yeni aktörleri olarak bağımsızlıklarını kazanmışlardır.”3


“Sovyetler Birliği’nin 1991 yılında dağılmasının ardından Birliğin güneyinde yer alan coğrafyada Türkiye’yi gayet yakından ilgilendiren değişimler yaşanmıştır. Etnik, kültürel ve tarihsel yönlerden Türk halkı ile pek çok ortak özelliğe sahip eski Sovyet halkları bağımsızlıklarını ilan etmiş ve Orta Asya bölgesinde bağımsız cumhuriyetler olarak belirmişlerdir. Böylece, Sovyet rejiminin tesisini takiben sadece Türkiye ile değil diğer tüm Müslüman kökenli uluslarla da sosyal, siyasal ve iktisadi ilişkilerini kesmek durumunda kalan eski Sovyet cumhuriyetleri Türkiye ile çok yönlü ilişkileri başlatma fırsatı bulmuşlardır.”4


II. SOVYET SOSYALİST CUMHURİYETLER BİRLİĞİNİN DAĞILMASI SONRASI EKONOMİK, SİYASAL VE KÜLTÜREL İLİŞKİLERİN GELİŞMESİ:


Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin dağılması sonrası ortaya çıkmaya başlayan yeni düzen, dünya devletleri için büyük bir sürprizdi. Fakat bu yeni düzenin Türkiye için bir sürpriz olduğunu iddia etmek güçtür. Nitekim diğer devlet başkanlarından farklı olarak, yetmiş altı yıl öncesinde ve mükemmel bir ileri görüşlülükle Mustafa Kemal Atatürk şu satırları kaleme almıştır: “Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacağını kimse bugünden kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan gibi parçalanabilir, ufalanabilir. Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir… Bizim bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanırlar? Manevi köprülerini sağlam tutarak. Dil bir köprüdür… İnanç bir köprüdür… Tarih bir köprüdür… Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz. Onların bize yaklaşmalarını bekleyemeyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gerekli.”


Mustafa Kemal Atatürk’ün işaret ettiği o gün, gelmiş ve hatta geçmektedir. “Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin 1991 yılında dağılmasıyla birlikte Kafkasya’da Azerbaycan, Orta Asya’da Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan bağımsızlıklarını ilan ettiler.”5 “Eskiden Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin bir parçası olan Türk Cumhuriyetleri’nin bugün birer bağımsız devlet olarak ortaya çıkması Türkiye için siyasi, iktisadi ve kültürel alanlarda yeni imkânlar ve fırsatlar yaratmış, aynı zamanda bir kısım sorumluluklar da yüklemiştir.”6 Kökü, dili, dini ve kültürü bir bu beş Türk Cumhuriyeti, bugün Türkiye ile el ele ortak yarınlar inşa etme çabasındadır. Türkiye için de durum çok farklı değildir: Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin çöküşü, Türkiye’de gözlerin Doğu’ya, Orta Asya’ya çevrilmesini sağlamıştır.


“Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ve Akraba Topluluklarının, Sovyetler Birliğinin dağıldığı 1991 yılına kadar Türkiye Cumhuriyeti ile belli başlı bir ilişkileri olmamıştır. Buralar Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği içindeki ülkeler olarak kalmış, merkezi idare Moskova ile karşılıklı kültürel ve ekonomik ilişkiler çerçevesi dışında herhangi bir ilişki kurulmamış, kurulmasına da imkân bulunmamıştır.


Sovyetler Birliğinin dağılmasını müteakip Türkiye, buralarda kurulan bağımsız Türk Cumhuriyetlerini ilk tanıyan ülke olmuş ve ihtiyaç duyacakları her konuda kendilerine yardım ve destek sözü vermiştir. Bugüne kadar da, Türkiye Cumhuriyeti bu coğrafyalarla yakın ilişkilerini sürdürmüş, eğitim alanında, ekonomik alanda, uluslararası ilişkiler alanında elinden gelen yardımı yapmıştır.”7


Uluslararası sistem, Türkiye’nin söz konusu Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ve Türkiye arasındaki ilişkilerin kurulmasına ve geliştirilmesinde önemli rol oynamıştır. “Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği yıkılıp, dağılınca, Soğuk Savaş sona ermiş, ve ABD’nin vizyonunda, Orta Asya ve Kafkasya’da ortaya çıkan otorite boşluğunun nasıl ve neyle doldurulacağı sorusu irdelenmeye başlamıştır. Burada Amerika Birleşik Devletleri’nin kuvvetle desteklediği formülasyonlardan biri, ‘Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar Türk Dünyası’ söylemi olmuştur. Bu söylem Türk siyasileri ve kamuoyunda çok derin etkiler bırakmış ve bu bağlamda Türk-Amerikan ilişkilerinde yeni ortaklık şekilleri görülmeye başlanmıştır.”8 Söz konusu gelişmelerle birlikte, 16 Ekim 1992 tarihinde zamanın Cumhurbaşkanı Turgut Özal bir basın açıklamasında şunları söylemiştir: “Şimdi Türkiye’nin önünde çok önemli bir imkân, kapı açıldı. Balkanlar’dan ta Orta Asya’ya kadar Türk Cumhuriyetleri’nin bütün cumhurbaşkanları Cumhuriyet Bayramı’nda Ankara’ya geliyor. Bu bizim için de onlar için de çok önemli bir fırsat. Bu tarihi bir fırsattır. Bundan kaçamayız. Ve 21. asır Türkiye’nin ve Türklerin asrı olmalıdır.”9 Yine zamanın başbakanı Süleyman Demirel de 5 Nisan 1993 tarihli bir basın toplantısında benzer görüşlerini dile getirmiştir: “Türkiye Adriyatik’ten Çin’e kadar doğmakta olan yeni bir dünyada yaklaşık 600 milyonun yaşadığı Avrasya bölgesinde, bu bölgenin en istikrarlı ve model olarak alınan ülkesi olmuştur...”10


Nitekim “Türkiye, yeni dönemde, Türk Cumhuriyetleri ve Türk ve Akraba Topluluklarına yönelik yeni politikalar belirlemiş ve bu doğrultuda yeni işbirliği girişimlerini başlatmıştır.”11 Türkiye ekonomik, siyasal ve kültürel olarak Türk Dünyasına tüm imkânlarını seferber etmiştir. “Türkiye bütün Türk Cumhuriyetlerini ilk tanıyan ülke olmuş, bununla da yetinmeyip, bu ülkelerde ilk diplomatik misyonları oluşturmayı da başarmıştır. Öte yandan, Türk Cumhuriyetlerinin ilk diplomatik misyonları da Türkiye’de kurulmuştur.”12 Bölge ülkelerinin milli bağımsızlıklarının pekiştirilmesi, hukuk devletinin kurulması ve demokratikleşmenin bir an önce sağlanması noktasında Türkiye stratejik destekler sunmuştur. 1992 yılında, Türk dilinin konuşulduğu ülkelerin kalkınmalarına yardımcı olmak, bu ülkelerle ekonomik, ticari, teknik, sosyal ve kültürel eğitim alanlarında işbirliğine yönelik proje ve program gerçekleştirmek amacıyla Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı (TİKA) kurulmuştur. Aynı yıl, Türkî Cumhuriyetler ve Akraba Topluluklarından Sorumlu Devlet Bakanlığı ve sonrasında, 2000 yılında Dış Ticaret Müsteşarlığı Türk Dünyası Çalışma Grubu da çalışmalarına başlamıştır.

Türkiye, Türk Cumhuriyetlerine doğrudan ekonomik katkılarda da bulunuştur. “Büyük miktarlarda Exim-Bank kredisi açarak, bu devletlerle yapılan dış ticaret teşvik edilmiş, büyük holdinglerin yanı sıra, çok sayıda küçük işletmenin de bölgede ticaret ve yatırım yapması sağlanmıştır.”13 Bunların yanında önemli ölçülere varan hibe ve benzeri yardımlar da sağlamıştır. “Türkiye; coğrafi avantajı, tarihi ve kültürel bağlarının yanı sıra, son yıllarda uluslar arası pazarda büyük başarı gösteren girişimcileri sayesinde de Türk Cumhuriyetlerinde önemli bir ekonomik aktör olmuş ve gelişmiş ülkelerle rekabet edebilecek düzeye ulaşmıştır.”14 Bunun bir sonucu olarak söz konusu dönemde Türkmenistan, Özbekistan ve Kırgızistan’a en büyük dış yatırım Türkiye tarafından yapılmıştır.


Siyasal ve ekonomik işbirliğinin yanı sıra kültürel alanda da pek çok proje hazırlanmış ve uygulamaya koyulmuştur. Ortak değerlerin ve kültürün geliştirilmesi noktasında eğitim programları geliştirmiştir. “Türkiye, 1992-93 öğretim yılından itibaren ilgili ülkelerle yapılan ikili anlaşma ya da protokoller çerçevesinde ‘Büyük Öğrenci Projesi’ kapsamında Türk Cumhuriyetleri’nden, devlet bursu sağlayarak 10.000 öğrenci getirme projesini uygulamaya koymuştur. Başlangıç aşamasında, 10.000 öğrencinin 7.000’inin yükseköğretim, 3.000’inin de ortaöğretim için getirilmesi hedeflenmiştir.”15 Ayrıca Türkiye, söz konusu Türk Cumhuriyetlerde yerinden eğitim faaliyetlerine de girişmiştir. Söz konusu devletlerde birçok üniversite, onlarca ilk ve ortaöğretim kurumu inşa edilmiş ve bu eğitim kurumlarında on binlerce öğrenci öğrenim görmüş ve halen de görmektedir.


Sözün özü, Türkiye değişime ve yeni dünya düzenine seyirci kalmaktansa bu sürecin önemli bir aktörü olmayı tercih etmiştir. Bu noktada siyasal, ekonomik ve kültürel çalışmalar yürütmüş ve halen de yürütmektedir. “Geriye doğru baktığımızda, Türkiye’nin Azerbaycan ve Orta Asya’daki diğer Türk devletleri ile olan ilişkilerinin üç aşamadan geçtiğini söyleyebiliriz. Bu aşamalar birbirinden belirgin olaylarla ayrılmış değildir. İlişkilere yön veren anlayışların zaman içinde değişmesi yoluyla birinden diğerine geçilmiştir. Böyle yaklaşıldığında, ilk aşama iyimserlik ve parlak gelecek beklentileri aşaması olarak nitelendirilebilir. İkinci aşamayı niteleyen özellik, ilişkilerin belirli sınırlar içinde kalmasını zorlayan faktörlerin mevcudiyetinin bilincine varılmasıdır. Üçüncü aşama ise ilişkilerin rutinleşmesi olarak tanımlanabilir.”16


III. TÜRKİYE VE ORTA ASYA TÜRK CUMHURİYETLERİ ARASINDAKİ EKONOMİK İLİŞKİLER:


Tarihe dönüp baktığımızda; görünürde özgürlük, eşitlik veya kardeşlik amacıyla verilen savaşların dahi alt yapısına, çoğu zaman, ekonomik çıkar mücadelelerinin yattığını görüyoruz. Nitekim 1861-1865 yılları arasında ABD’de yaşanan Kuzey-Güney Savaşları köleliğe karşı yapılıyormuş gibi görünse de asıl sebep kuzey eyaletlerin ekonomik çıkarlarıdır: “Ekonomisi büyük ölçüde endüstriye dayanan kuzey eyaletleri, köleliğin yasaklanmasıyla serbest kalacak ve kuzeye göç edebilecek zencilere bol ve dolayısıyla ucuz el emeği sağlamayı amaçlıyorlardı.”17 Nitekim “savaştan önce ABD'nin güney ve kuzey tarafları eşit zenginlikteyken, savaştan sonra güney ekonomik yıkıma uğradı ve kuzey öne geçti.”18


Aynı şekilde Avrupa ve Batı dünyası tarihinde bir dönüm noktası olarak kabul edilen 1789 Fransız Devrimi’nin de temelinde ekonomik çıkar çatışmaları yatmaktadır: Fransız monarşisi, Amerikan Bağımsızlık Savaşı’nda İngiltere’ye karşı kolonilere büyük mali yardımlarda bulunmuştu. “Bu savaş harcamaları ve giderek artan saray masrafları dolayısıyla Fransız monarşisi mali yönden tükenmişti. 1789 yılında 16. Louis, soyluları toplayıp toprak mülkiyeti üzerinden vergi alınmasını istediğinde; soylular, parlamentonun toplanmasını istediler.”19 İşte o gün, tamamen toprak soylularının mali çıkarları için toplanması sağlanan parlomento, Büyük Fransız Devrimi’nin fitilini ateşleyecek ve bu ateş ekonomik olarak güçlenen burjuvanın körüklemesiyle Fransız monarşisini yakacak ve kül edecektir.


Sözün özü; tarite dönüp baktığımız vakit, gerek siyasal, gerek kültürel olay ve olguların temellerinde genellikle ekonomik çıkar çatışmalarının yattığını görüyoruz. Elli üç yıl öncesinde kaleme aldığı “Türklüğün Mukadderatı Üzerine” adlı makalesinde ünlü tarihçi Zeki Velidi Togan, bu gerçeği çok açık bir dille ortaya koymuştur: “Asya, bilhassa Orta Asya meseleleri ırklar arası mücadeleler ile değil, iktisadi inkişafın doğuracağı mecburiyetlerle halledilecektir.” Ne de olsa, “duygusal yaklaşımları bir yana bırakırsak, ülkeleri birbirine bağlayan ekonomik ve siyasi menfaatlerdir. Din, dil, ırk ve tarihi temellerinin ortak olması ise, bu ilişkilerde öncelik ve güvenilirlik sağlayacaktır.”20


Bu noktada şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Türk dünyasında yakınlaşmayı sağlamak amacıyla yapılacak hemen her plan ve projede, ekonomiyi yani ortak ekonomik çıkarları göz önünde bulundurmak bir zorunluluktur.


Türkiye ve Orta Asya Türk Cumhuriyetleri, zaman içerisinde ve özellikle Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin dağılması sonrasında dünya ticaretinde önemli bir gelişim sağladılar. Söz konusu devletler 2008 yılı sonu itibariyle, dünyada yapılan toplam ihracatın %1.59’luk kısmını, toplam ithalatın ise %2.41’lik kısmını yapmaktadırlar.21


Yine istatistiklerin gösterdiği bir diğer öngörü de söz konusu oranların her geçen yıl daha da arttığı yönündedir. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin dağılması sonrasında Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinin ihracat ve ithalat değerleri düzenli bir artış göstermiştir.


Türkiye ve Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinin 2005-2008 Yılları Arası İhracat Değerleri ve Bu Değerlerin Dünyaya İhracatına Oranı (Milyon $ Olarak)

Ülkeler/Yıllar

2005

2006

2007

2008

Dünyanın

Türkiye

73.476

85.535

107.272

132.002

% 0,82

Azerbaycan

7.649

13.015

21.269

30.586

% 0,19

Kazakistan

27.849

38.250

47.755

71.172

% 0,44

Kırgızistan

672

794

1.135

1.642

% 0,01

Özbekistan

4.749

5.617

8.029

10.369

% 0,06

Türkmenistan

4.944

7.155

7.920

11.920

% 0,07
  1   2   3   4   5

Add document to your blog or website
Reklamlari:

Similar:

Sovyet sosyalist cumhuriyetler biRLİĞİ sonrasi tüRKİye ve orta asya türk cumhuriyetleri arasinda ekonomiK, Sİyasal ve küLTÜrel iLİŞKİler iconDünyadaki ilk sosyalist ülke olan ve diğer komunist rejimleri savunan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği (sscb) 70 yıllık tarihi boyunca milyonlarca insanı

Sovyet sosyalist cumhuriyetler biRLİĞİ sonrasi tüRKİye ve orta asya türk cumhuriyetleri arasinda ekonomiK, Sİyasal ve küLTÜrel iLİŞKİler iconSovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin yıkılması sonucunda bağımsızlıklarını ilan eden cumhuriyetlerden beş tanesi Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan

Sovyet sosyalist cumhuriyetler biRLİĞİ sonrasi tüRKİye ve orta asya türk cumhuriyetleri arasinda ekonomiK, Sİyasal ve küLTÜrel iLİŞKİler iconAsya ve Avrupa kıtaları arasında köprü konumunda olan Türkiye, Karadeniz’i Akdeniz’e bağlayan boğazları, Orta Asya, Kafkasya ve Orta Doğu’daki doğal enerji

Sovyet sosyalist cumhuriyetler biRLİĞİ sonrasi tüRKİye ve orta asya türk cumhuriyetleri arasinda ekonomiK, Sİyasal ve küLTÜrel iLİŞKİler iconAsya ve Avrupa kıtaları arasında köprü konumunda olan Türkiye, Karadeniz’i Akdeniz’e bağlayan boğazları, Orta Asya, Kafkasya ve Orta Doğu’daki doğal enerji

Sovyet sosyalist cumhuriyetler biRLİĞİ sonrasi tüRKİye ve orta asya türk cumhuriyetleri arasinda ekonomiK, Sİyasal ve küLTÜrel iLİŞKİler iconTobb başkan Vekili Sayın Halim Mete’nin Hukuki, Siyasal, Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Boyutları ile Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne Katılım Süreci” Konulu Konferanstaki konuşması

Sovyet sosyalist cumhuriyetler biRLİĞİ sonrasi tüRKİye ve orta asya türk cumhuriyetleri arasinda ekonomiK, Sİyasal ve küLTÜrel iLİŞKİler iconKÖKTÜrkler olarak da bilinir, 552-745 arasında Orta Asya'da bir federasyon çatısı altında birleşen Türk boyları. Türk adını taşıyan ilk devleti kurmuşlardır

Sovyet sosyalist cumhuriyetler biRLİĞİ sonrasi tüRKİye ve orta asya türk cumhuriyetleri arasinda ekonomiK, Sİyasal ve küLTÜrel iLİŞKİler iconPkk’nın dayanağı Kürtçülüktür. Halbuki Kürtler Orta Asya’dan göç eden Türk kavimleri arasında yer alır. O nedenle, Kürtlerin aslında Türk olduğuna inandırmamız gerekir

Sovyet sosyalist cumhuriyetler biRLİĞİ sonrasi tüRKİye ve orta asya türk cumhuriyetleri arasinda ekonomiK, Sİyasal ve küLTÜrel iLİŞKİler icon552-745 yılları arasında Orta Asya’da Ötüken’de hüküm süren büyük Türk hanedanıdır. Tukyular yy.ın ilk yarısında Altay dağlarının eteklerinde Juan-Juan’lara

Sovyet sosyalist cumhuriyetler biRLİĞİ sonrasi tüRKİye ve orta asya türk cumhuriyetleri arasinda ekonomiK, Sİyasal ve küLTÜrel iLİŞKİler iconİktidarda bulunduğumuz 8,5 yıl içinde, sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel her alanda çok önemli adımlar attık, mesafeler aldık ve köklü değişiklikler

Sovyet sosyalist cumhuriyetler biRLİĞİ sonrasi tüRKİye ve orta asya türk cumhuriyetleri arasinda ekonomiK, Sİyasal ve küLTÜrel iLİŞKİler icon1. Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu (aet) arasında ortaklık yaratan ve Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkilerin hukuki temelini oluşturan antlaşma aşağıdakilerden hangisidir?

Sitenizde bu düğmeye yerleştirin:
Belgeleme


The database is protected by copyright ©trdocs.org 2012
mesaj göndermek
Belgeleme
Main page